sıradan olmasın diye naber yerine, yazdığım bi yazıyı göndermek istedim ama, belkide naber demekten daha sıradan bisey yapmısımdır...anlıycaz artık yorumlarından..
ışık yağmuru altındaki caddede
her şey renkli ve herkes siyah beyaz.
bateri sesleri duymak istiyorum uzaklardan
bagetleri ben tutmasam bile
ve dişlerimin arasındaki penayı alıp elektro gitarları ağlatmak
kimin haklı olduğu yada neden haksız olduğu önemli değil aslında
“olan” önemli
çünkü en gerçeği ne olduysa odur
olandan sonrakilerin
yüzde kırkı yakınma,
yüzde kırkı keşke’lerdir
geriye kalan ve en önemli oran ise,
-eğer biraz akıllı ve de şanslıysanız-
deneyimdir (yüzde yirmi)
ve genel şartlar altında
o yüzde yirmiyi deneyim olarak ekleyebilirseniz yaşamınıza,
yaklaşık 238 yaşınıza geldiğinizde
olanlar, deneyimlerinizin gerisinde kalabilir
ve o andan itibaren hep kazanmaya başlayabilirsiniz.
o zaman bageti tutanda, elektro gitarları ağlatan da siz olursunuz.
siyah beyazlığınıza gecedeki ışık damlaları değer
ve renklerinizi en başında söz verildiği gibi geri alırsınız
ama o zamana kadar
kendinizden emin bir şekilde kaybetmeye
ve her kaybedişinizden kısa bir süre sonra
yeni ve sahte bir umutla kazanma hayalleri kurmaya devam.
bırakın o zamana kadar bagetleri başkaları tutsun,
penalar başkalarının dişlerinin arasında olsun.
siz gecenin mor aydınlığından biraz mor bulaştırmaya çalışın yüzünüze,
görmediğiniz insanların ve bilmediğiniz yaşamların hayallerini kurun.
çünkü en kötü gecede bile bir sıra-dışılık bulabilirsiniz.
iyi değerlendirin bu zamanı,
uzun yıllar olmasa bile
birkaç saatliğine sizi bir şeylerin gerçekliğine ve olabilirliğine inandırabilir
ama sadece birkaç saatliğine
sonra hava aydınlanıp gece saklanmaya başladığı an
görmediğiniz uzay perdelerinin arkasına
yine sabah olur,
her şey yine
olabildiğince sıradan,
olabildiğince sıkıcı
ve inanılması güç gerçekliğiyle,
güneşten daha da kör edici bir şekilde doğar,
gecenin en alışmaya başladığınız gizemine..